Güner Ener

24-

1959 Kasım - 1960 Ağustos sonu arası Ankara:

Ankara-Basın Yayın Genel Müdürlüğü'nde Ressam olarak Haziran-Eylül 1960 arası çalıştığı sürede ürettiği ve kabul edilip çok uzun yıllar kullanılmış iki başlık.

1959 yılında birşeyleri değiştirmek amacıyla pılısını-pırtısını toplayıp, kedisini alıp Ankara'ya annesinin yanına gitmişti. 27 Mayıs'dan sonra Basın Yayın Genel Müdürlüğü'nde çalışmaya başladı. Eylül'de istifa edip ayrıldı. Hergün edilen telefonlar, gönderilen olağanüstü çizimler, buketlerle çiçekler amacına ulaştı sonunda. İstanbul'a dönmeye karar verdi ve 1960 Eylül'ünde eşi gelip kendisini İstanbul'a götürdü.

 

 

Güner Ener

Güner Ener Güner Ener
1959 yılı sonunda yazdığı ilk öyküsü
1960 yılı başında Dost Dergisi'inde yayınlandı.
Yayınevinde o günlerde çekilmiş bir fotoğraf,
Nezihe Meriç'le.
Foto: Fikret Otyam
1960 baharında Ankara yakınında bir dere kıyısında piknik.
G.Ener, Hikmet Şimşek, Fethi Naci'nin minik kızı ve
Güler Yücel ve resimde olmayan bir dolu sanatçı

25 -

Yeniden İstanbul

 
Güner Ener Güner Ener Güner Ener

Güner EnerBu dönemde iki önemli olay vardır yaşamını etkileyen. Birincisi, 1962 yazında İstanbul Açıkhava Tiyatrosunda verdiği konser sonunda tanıştığı ve hiç bitmeyen bir dostluğu başlattığı Aşık Veysel'dir. Konserin ertesi günü bir öğle yemeğinde Aşık Veysel, yoldaşı Veli Dayı ile oturup sohbet ettiler G.Ener ve Oğuz. Bu arada Veysel Erdek Şenlikleri'ne davet edildiğini ve günlerdir gelip kendisini alan kişinin olmadığını söyledi. Güner Ener "Kolay, dedi, sizi biz götürürüz."  Ertesi gün Sirkeci'deki otelinden Aşık Veysel'i ve Veli Dayı'yı alıp Bursa uçağına bindirip sonra da Erdek'e götürdüler. Şenlik düzenleyicileri nasıl özür dileyeceklerini bilemiyorlardı. Gençlik işte, bu şenlikleri başlatan grubun adı da Genç Oyuncular'dı zaten. Acele bir konser düzenlendi. Ve  konser programı kesinleştirildi. Ağaç gövdelerine, dükkan vitrinlerine, sokaklara ilanlar asıldı. Güner Ener, Atilla Alpöge sahnenin iki yanında konser boyu duracaklar ve Veysel'den şiirler okuyacaklardı her iki üç türküde bir. Sunuculuğu da ikisi yüklenmişti. Ruhi Su aynı grup içindeydi, konser verecek konuklardan biriydi. Sağolasıca, sahne gerisinde Veysel'in vazgeçilmez alışkanlığı olan sofrayı oluşturmuş,  dinlenme aralarında  bir yudum içip sohbet ediyorlardı, Veysel geleneğine göre. Seyirciler arasında en ön sırada Yıldız Kenter oturmaktaydı yanında küçük kızıyla. Veysel konser boyunca kendi dostlarıyla yaptığı özel sohbetlerinde olduğu gibi zaman zaman herkesi kahkahalara boğan fıkralar anlatıyor. sonra ardından G.Ener ya da Atilla Alpöge anlattığıyla uyumu olan şiirler okuyorlar ve Veysel sazını alıp yeni bir türküye başlıyordu. Güner Ener'in gözüne kocaman kahkahalarla gülen Yıldız Kenter ilişiyordu. Az sonra da Yıldız Hanımın içli bir türkü boyunca göz yaşlarını sildiğini görüyordu. Çok canlı ve güzel bir konserdi, ağlatan ve güldüren. İşte bu uzun yıllar sürecek Genco Erkal - Genç Oyuncular Grubu - daha sonra "Dostlar Tiyatrosu"na dönüşecek - ve Günay Akarsu çevresi ve Ruhi Su ile dostluğun başlangıcıydı. Bütün bu ilişkiler onun yaşamında yeni renkler, yeni kavramlar, yeni değerler oluşturacaktı. Veysel'le ilişkisi ise herkes tarafından yakıştırılan baba-kız ilişkisi olarak Veysel'in yaşamının sonuna kadar sürdü. Onun kızı olmakla hep kıvandı Güner Ener.

Böylece çok kıvandığı iki babası olmuştu, ne mutlu ona.

Güner Ener     

 

Güner Ener

     

Güner Ener

Güner Ener

Güner Ener

Güner Ener

Güner Ener Güner Ener

26 -

Güner Ener

Güner Ener1964 yılında birkez daha, yaşamını değiştirmeye karar vermişti. Arkadaşlarının kendisine sık sık yönelttiği "Ne zaman terhis olacaksın?" sorusuna karşılık verebiliyordu, "Askerlik Dönemi bitti artık." diyordu. Kendisi  için yepyeni bir dönem açılmalıydı.


Fotoğraflar Cengiz TACER

Güner Ener Güner Ener

Güner Ener1965 İngiltere yolculuğuna hazırlık. İngiltere'de yeni bir eğitim dönemi: İngiliz Dili ve Edebiyatı. Studio School'dan diploma, Cambridge Üniversitesi'nden sertifika. Dönüşde önce çevirmenlik, sonra öğretmenlik dönemi

27 -

Çevirmenlik Dönemi

 

1964 yılında eşinden ayrıldı, dostça. Artık görevini tamamlamıştı ve kendisi için bir şeyler yapabilirdi. Üzerinde şok etkisi yaratan ve depresyona sokan bazı olaylardan sonra, 1965 yılında toparlandı ve İngiltere’ye gitti. Cambridge’de Studio School’dan diploma, Cambridge Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden sertifika aldı. 1966 yılı sonuna doğru Ankara’ya döndü. Önce İller Bankası’ında çevirmen olarak çalıştı. Yabancı ülkelerle yapılan yazışmaların yanısıra, çalıştığı Şehircilik Bölümü’nün gereksinme duyduğu ‘Dağılım ve Şehir Planlaması’ başlıklı, Brüksel’de basılmış bir kitabı çevirdi. Genel Müdürlük kitaba alkış tuttu ve Türkiye’deki mimarlık fakültelerine birer kopya gönderdi. O yıllarda her dalda yayın azdı. Kitaba bütün mimarlık fakültelerinden teşekkür geldi. Kitabın şaşılan yanlarından biri bazı teknik kavramlara bulunan Türkçe karşılıklardı.

Güner Ener Güner Ener Güner Ener

Güner EnerOtoportre

Güner Ener

Güner Ener

Güner Ener

Güner Ener

Güner Ener Güner Ener Güner Ener
Otoportre

28 -

Öğretmenlik Dönemi

 
Güner Ener Güner Ener
Güner Ener

Güner Ener

Üzerinde şok etkisi yapan, hiç beklenmedik bir sırada, ansızın annesini kaybetmesi sağlığını iyice sarsmıştı. Bu kayıptan birkaç ay sonra, herşeye karşın, çalıştığı okulda Aşık Veysel gününü düzenledi ve yönetti.

Güner Ener

 

 

 

Güner Ener’in kafasındaki öğretmenlik saplantısı geçmemişti. Kitabı bitirdiği sırada öğretmenlik olanağı ortaya çıktı ve 1968 yılında Ankara Yükseliş Koleji, Lise Bölümünde resim öğretmeni olarak çalışmaya başladı.
Başladığında sayısı sekiz olan resim sınıfları, bir ay sonra, daha önce müzik dersini seçmiş sınıfların birbiri ardından yönetime başvurup resim dersine geçmeleriyle, tam 17'ye ulaştı, öğrenci sayısı ise 700'e.

Zordu elbette, hergün ve gün boyu sınıf sınıf dolaşmak, birbirine benzemeyen bu sınıflarda uyum ve iletişim kurabilmek, gelişme sağlamak. Zordu ama olanaksız değildi. Bazı sınıflarla bir kaç hafta, bazı sınıflarla da bir-iki ay sürdü iletişim ve denge sağlamak. Çok yoruldu, kafa patlattı, direndi ve hiç sinirlenmeden, sabırla ve sevecenlikle sorunları çözdü. Sonuç harikaydı, her iki taraf için. Hafta başında seçip anlattığı konuyu uygulamak için çizimini istediği örneği onyedi sınıfta tekrarlıyordu; kademeleri önemsizdi, hepsi aynı ölçüde deneyimsiz ve bilgiden yoksundu. Bu ara kendisi de bir şeyler öğreniyordu, yediyüz tane farklı anlatımı, çözümü izledikten sonra. Akşam evde köpeği ve kendisi uçup gelen, evin yaşamına katılan kanaryası, minik, şakacı sincabıyla oturup dinlenirken kafasına hep aynı soru takılıyordu: yediyüz birinci nasıl olabilir? Ben yapsam ne yapardım? Nasıl yapardım?

Yıl sonuna ulaşıldığında, ilk haftalarda sıraların üstünde, neredeyse düz duvarda dolaşan nice genç insan artık sessizce yerlerinde oturup canla-başla resim yapar olmuşlardı. Yepyeni birşeylerle tanışma, sevilme, korunma, savunulma hiç beklemedikleri bir yerden cömertçe sunulmuştu. Ayrıca hiç bilmedikleri bir konunun özünü kavramış, Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun tanımladığı gibi “bir çocuk oyunu kadar eğlenceli ama “belalı” bir iş“ olduğunu öğrenmişlerdi. G.Ener de eğitimin böyle bir şey olabileceğini kendine ve öğrencilere kanıtlamış olmanın mutluluğunu yaşıyordu. Sevgi ve bilgiyle neler çözülmezdi ki? Doğru eğitim her şey demekti. – Aralarından bazıları Devlet Güzel Sanatlar Akademisi'nde eğitim gördü, başarılı öğrenciler olarak. Mezun olduktan sonra Jale Betil Paris'e gitti ve dönmedi. Baydu Özkan da Kıbrıs'a. Muhsin Bilyap kendi kendini yetiştirip İstanbul'lu profesyonel ressamlar arasında yer aldı.

Kafasına takılan 701 inci resmin ardına düşmeye karar verdi. Hiçbir şeyin, hiçkimsenin yapamadığını bu 700 çocuk başarmıştı. Evet ressam olacaktı ve daha farklı okullarda da ders verebilecekti belki.

Güner Ener 1 - Sanatçı Kolleksiyonu

Ocak 1968 - Kağıt Üstüne Yağlı Pastel (Boyutlar 30x50 Cm)

DGS Akademisine birkez daha başlamadan önce yaptığı ilk ciddi çalışma.

Güner Ener

Güner Ener

29 -

Ve sonrası yeniden İstanbul, yeniden Devlet Güzel Sanatlar Akademisi - 1969 sonu

 
Güner Ener Güner Ener

Güner Ener Güner Ener

Güner Ener

Güner Ener

Güner Ener

Güner Ener