39 -

Ve Kapaklar

1970 yılında ağır bir tempoyla başladığı “kapak resimleme” işi, 1972’de o dönemin en büyük ve başarılı yayın evi olan Cem Yayınevi’yle sürekli kapak üretimi anlaşması yapıldıktan sonra hızlanmış, 1973’te D. Güzel Sanatlar Akademisi’nden mezun olduktan sonra giderek “haftada bir kapak” temposuna varmış ve tual resmi çalışmaları sekteye uğramıştır. 1978’de yayıneviyle ilişkisini kesmiş ve tual çalışmaya koyulmuştur.

Bu arada “Türkiye’nin ilk ve tek kadın kapak ressamı” unvanını kazanmıştır.

Resimlerini o dönemde satmadığı için, yaşamını daha insanca sürdürebilmek üzere, resmin bir dalı olan illüstrasyonla uğraşmak, ayrıca yazarlığı nedeniyle konuya yakın olmak, durumunu belirlemiştir.

Kapakları basıldıkları boyutlarda ya da malzeme - kolaj gibi -  nedeniyle daha büyük boyutlarda - örneğin Haziran, Selçuk Baran - (1974), Masallar Masalı - N. Hikmet-(974), Bir Yazarın Günlüğü- Dostoyevski 1873 (1974), Eski Sevgili - Leyla Erbil - (1976) çalışmıştır. 

Boyutu ne olursa olsun çalışma yoğunluğu hep aynıdır: çok kısa sürede kitabı okuma – çoğunu eskiden okumuş olduğu için işin bu yanı kolaydır- kafasında oluşturduğu kompozisyonun dayandığı öğeleri araştırma, dayanıklı ve sert olması nedeniyle seçtiği - böylece filme alınışı ve baskı sürecinde resmin hırpalanmasını aza indiren - maket mukavvasının kaygan yüzüyle savaşma. Bu savaşma mukavvanın cam gibi yüzeyinde guaşı tutturabilmek için her fırça-ki en ince, no:0 yada 00 fırçadır kullanılan - darbesinin en az 3-4 kez yinelenmesi demektir. Sonuç istendiği gibidir, ama çalışma süreci de pirinç tanesine besmele yazmak gibidir. Bu, gece ve gündüzlerini kesintisiz dolduran çalışma, tüm zamanını, enerjisini, başka şeylere konsantre olma olanağını ortadan kaldırmıştır. 1978’de yoğun kapak çalışmasını en aza indirip tuale dönmüştür.

1 – Stepançikova Köyü - Dostoyevski (1973) - Sanatçı Kolleksiyonu

Güner Ener

2 - Bir Yazarın Günlüğü - Dostoyevski (1974) Sanatçı Kolleksiyonu

Güner Ener

3 - Dostoyevski - Henri Troyat (1974)
Sanatçı Kolleksiyonu

Güner Ener

4- Albaya Kimseden Mektup Yok! (1974) - Gabriel Garcia Marquez - Bibiana Müzesi – Bratislava

Güner Ener

5- Haziran - Selçuk Baran (1974)
Sanatçı Kolleksiyonu

Güner Ener

40 -

 

6- Nasıl mısın, İyi misin? - Edita Morris (1974) - Joy Rolston Kolleksiyonu - Viyana

Güner Ener Sürekli kapak üretmek, eğer üretici titiz bir çalışma biçiminde direniyorsa ve kısa aralıklarla birbiri ardından üretim yapıyorsa, yorucu-yıpratıcı bir iştir. Ama keyifli yanları da vardır. Önce, sevdiği bir kitabın ufacık bir parçası olabilmek, ya da kapak yoluyla sakıncalı bir mesajı iletebilmek, özellikle baskı dönemlerinde.

Ayrıca, G.Ener'in yıllarca çalıştığı Cem Yayınevi o dönemin en büyük ve kaliteli yayıneviydi. En çok satan da. Bu düzey - yerli ve yabancı - birçok yıldız yazarla, düşünürle yıllarca haşır-neşir olmak da demekti.

Pazartesi günleri G.Ener'in kapak teslim günüydü genellikle. Ve pazartesileri birçok yıldız yazar da oradaydı. Örneğin Aziz Nesin, Yaşar Kemal, Fazıl Hüsnü Dağlarca, İsmail Cem, Doğan Avcıoğlu, Rasih Nuri İleri, Bekir Yıldız ve öbürleri. Yabancı konuk varsa o da patronun odasındaydı. Necati Zekeriya, Cengiz Aytmatov, Konstantin Simonov, Vasko Popa, Edita Morris gibi.

İşler hafifleyince, büyük bir grup halinde, akşam yemeğine gidilirdi. Ya Taksim'e Hacı Baba'ya, ya da boğazın iki yakasından birine balık yemeye. Yabancı konuklar da elbette aralarında olarak.

Dağlarca'nın şaşırtıcı, doğaçlama şiirleri, Aziz Nesin'in kahkahalar üreten pırıltılı espirileri sofrayı renklendirir, değerlendirirdi. Arada bir de olsa, bu sofralara katılmak keyifliydi.

Yabancı yazarlar kapaklarının çizerini görünce şaşırırlardı genellikle. Nedense erkek ressam beklemekteydiler, üstelik şöyle yerine oturmuş türünden. Üniversite öğrencisi görünümlü bir genç kadın şaşırtıcıydı elbette.


 

Güner Ener

Edita Morris yayınevinde karşılaşır karşılaşmaz tezahürata başlamıştı: "Aa, olamaz, siz genç bir kızsınız! Hem de güzel! Üstelik burnunuz hayatımda gördüğüm en zeki burunlardan biri!"

 

O gün öğle yemeğini Yaşar Kemal, Ülkü Tamer, Erdal Öz, Ali Uğur, Oğuz Akkan - Yayınevi sahibi - ve G.Ener Kumkapı yönündeki bir büyük otelin denize bakan bahçesinde yediler. Herkes keyifliydi. Bir ara Edita Morris tek çocuğundan, oğlundan söz ederken birden G.Ener'e döndü: " Neden oğlumla evlenmiyorsunuz? Evlenin ne olur. İlk defa akıllı bir karısı olur böylece. Hem de güzel. Ben de rahat ederim. " dedi.

Söyledikleri çevrilince herkes güldü. Edita: "Gülmeyin, ciddiyim." dedi. Ertesi gün ve üçünçü gün oğlundan her söz edişte G.Ener'e dönüp "Hani sizinle evlenecek olan oğlum" diye vurgulayarak sözünü sürdürüyordu.

İkinci gün Şişli'de, Sander Kitabevi'nde imza günü düzenlenmişti. Edita Morris'in kitaplarını basan iki kitabevi, üstlerinde yığılı kitaplar olan, iki ayrı masa hazırlamıştı. Edita Morris ikisinin arasındaki koltuğunda oturuyor ve kitaplarını imzalıyordu. Bir - iki saat içinde Cem Yayınevi'nin kitapları tüketildi. Bu arada yayınevi yöneticisi Ali Uğur bir arabaya atlamış ve kısa sürede bir yığın kitapla dönmüştü. Edita "Kitabı değil kapağı alıyorlar." dedi herkes güldü. Ve süre doldu.

Kitabevinden çıkınca, G.Ener ve E.Morris biraz yürüyüp G.Ener'in yakındaki evine gideceklerdi. Edita - bütün yabancı konuklar gibi - Ener'in tual çalışmalarını görmek istiyordu. Ülkü Tamer'den alınan tiyoya göre Edita, her gün saat 17:00 civarında, viski içerdi.

Saat 17'yi az geçe G.Ener'in bir çatı katındaki ev-atölyesindeydiler; nohut oda - bakla sofa yaşam alanı ve atölye olarak kullanılan, bir duvarı ön tarasa bakan kocaman bir pencereden oluşan, büyükçe bir antre. Sokak kapısından girer girmez gelenleri karşılayan kahverengi-beyaz, küçük bir köpek, bir resim şovalesi, yüksek bir tabure, yanında çok eski bir sandığın üstüne dizilmiş boyalar, fırçalar, terebentin şisesi, fırça ve el temizlemede kullanılan bezler ve yerde kırmızı-beyazlı büyük bir kilim, bir de kırmızı şezlong. Saatler boyu ayakta çalışıp, arada bir tabureye ilişip sürdürülen üretime yarım saat ara verip, belki bir fincan kahve, bir sigara içerek dinlendiği, bazan çalışmasını izlemek isteyen dostlarına ikram ettiği şezlong. Ve yoğun yağlıboya, terebentin ve tütün kokusu.

Antreyi ilgi ile izleyerek oturacakları odaya geçti E.Morris. Az sonra, masaya dönüştürülmüş, kırmızı boyalı balıkçı tablasının çevresindeki kırmızı-siyah kareli koltukların birine oturmuş, viskisini-ki Ener'in bir Dr. hanım arkadaşı tarafından pürtelaş sağlanmıştı, o yıllarda bulunmaz hint kumaşı gibiydi çünkü - yudumluyordu, Türk fıstıkları eşliğinde. Duvarları kaplayan kitaplıkları, pencere kenarındaki çiçekli saksıları, bir ilkokul sırası biçiminde dizaynı olan küçük yazı masasını, üstündeki minik daktiloyu uzun uzun süzdü. Sorular sordu.

G.Ener, yer kıtlığından koridorda istiflediği koca tuvalleri tek tek taşıyıp konuğuna sundu. Bazıları hakkında bilgi verdi, açıklamalar yaptı. Edita zaman zaman "Oh, my God!" diyerek, bazan derin bir sessizlik içinde, düşünceli bir yüzle izledi. Birini dayanamayıp alkışladı. Sonra sorular sordu. Resimler bitince sohbet başladı.

İki farklı dünya karşı karşıya oturmuş, akıcı bir diyalog kurmuşlardı. Ortak çok şeyleri vardı konuşacak.

Edita Morris Amerika'da yaşıyordu, zaman zaman kendi ülkesine İsveç'e ve başka ülkelere gidiyordu. Eşi Amerika'lıydı. "Şikago Mezbahaları" kitabının yazarı ve o mezbahaların sahibiydi. Çok zengindi. Edita bu zenginliği gösterişsiz ve çok olumlu bir biçimde kullanıyordu. Hiroşima kurbanları için yaptırdığı hastane devletinkinden büyüktü. Az gelişmiş ülkeleri destekliyor ve özgürlük için çarpışanlara omuz veriyordu.

Ayrılacağı sırada G.Ener'e saatlerdir kafasında evirip çevirdiği şeyi açıkladı: "Paris'te bir evim var, arada bir uğradığım. Size anahtarını vereceğim. Gidin oraya istediğiniz kadar kalın. Sınır yok. Oradaki bakıcı ve sekreterim size yardımcı olurlar. Faturalarınızı sekreterime vereceksiniz. Ayrıca her ay size gerekli nakit verilecek." dedi ve ekledi: "Bir şey daha var: kapağını yaptığınız kitabım Ülkü Tamer'in hızlı, başarılı çevirisi nedeniyle ilk kez Türkiye'de basıldı. Bütün ülkelerdeki baskılarında sizin kapağı kullanmak istiyorum. İzin verir misiniz?"

Birinci öneriye "Çok teşekkür ederim, çok cömert, iyi niyetli ve dost sıcaklığını simgeleyen bir kişisiniz. Ama ülkemi şu sırada bırakamam, bunu anlatmak zor." demekle yetinen G.Ener ikincisine "Elbette, zevk ve onur duyarım." karşılığını verdi.

Son gün Edita'nın basın toplantısı vardı. Bu toplantıda, Türkiye'de tanıştığı, etkilendiği, ilgilendiği bir iki kişinin adını verirken G.Ener'i vurguluyordu.

Ertesi gün Paris'e uçtu.

G.Ener kapağın filmini basımevinden aldı ve bir hafta sonra Paris'e postaladı. Birkaç gün sonra, Paris'te çoktan başlamış olan posta grevini gazetede okudu. Grev yaklaşık bir ay sürdü, Faciaya dönüştü, dağlar gibi birikim oldu. Posta yönetimi bu ürkütücü birikimi sığdıracak, koruyacak ve daha sonra da dağtımını yapabilecek olanağı olmadığı için imha kararı aldı. Dünyanın her köşesinden tepki geldi, bu bir skandal, bir facia diyerek. Yönetim bildiğini okudu.

Edita o sıralar dünyanın başka bir köşesine uçmuştu, Ülkü Tamer'in verdiği bilgiye göre.

G.Ener ise yaşamını zorlaştıran sorunlarla uğraşıyordu. Başka bir şey umurunda değildi. Söz konusu kitap ise dünyanın dört köşesinde yayınlanmayı sürdürüyordu farklı kapaklarla.

G.Ener ayağına gelen şansın birini geri çevirmiş, ikincisi ise şanssızlığının kanıtı olmuştu.

Aziz Nesin bir gün yayınevinde sohbet ederken "Yav, Güner'in evi türbeye dönüştü. İnanılmaz bir ilgi odağı oldu. Gelen yabancı konuklar için Boğaz'da yemek, Topkapı Sarayı, Süleymaniye Cami'si, Ayasofya, Kapalı Çarşı ve G.Ener'in Atölye-Evi şaşmaz, kaçınılmaz bir güzergaha döndü." demiş, herkesi güldürmüştü.

7- Savaşsız Yirmi Gün - K. Simonov (1974) - Bilinmiyor

     

Güner Ener

Güner Ener

Güner Ener

     

Güner Ener

Güner Ener

Simonov'un kendi kitaplarının ilk yaprağında G.Ener'e övgüleri, teşekkürü ve imzası. 

Fotoğraflar: Güner Ener

41 -

Konstantin Simonov ve eşi, sanat tarihçisi Larissa Jadova da çok etkilenmişlerdi Güner Ener'in kişiliğinden ve resimlerinden. İstanbul'u ziyaretleri birden fazlaydı, iki ya da üç kez. Elbette çatı-atölye de ziyaret edilmişti. Birlikte İstanbul'u gezdiler. Bir keresinde, Büyük Ada'ya gitmişlerdi. Mayıs ayıydı ve konuklar denize girmişlerdi, Türkler'in şaşkın bakışlarına aldırmadan. Açıkhava Tiyatrosu'ndaki bir şiir gecesine katılmışlardı bir seferinde, Simonov onur konuğuydu gecenin. Sağda solda asılı pankartlarda, sahne gerisindeki perdeye yansıtılan görüntülerde G.Ener'in çizdiği Simonov'un kapakları yer alıyordu. G.Ener Simonov çiftinin arasında oturuyordu. Sahneye davet edilen Simonov bir şiirini - savaş sırasında sevgilisine yazdığı bir mektup - okumuş, Ataol Behramoğlu'nun çevirisiyle bütünleşince Açıkhava Tiyatrosu alkıştan yıkılmıştı.

Larissa'nın dönüşte yazdığı G.Ener ve sanatını anlatan bir yazı Moskova'nın en önemli sanat dergisi olan Yaratı'da yayınlanmış, Atol Behramoğlu'nun çevirisi de Türkiye'de birçok yayın organında yer almıştı - 1976

G.Ener'in Rusya'da yayınlanan "Doğu Sanatı Antolojisi"nde yer alan dört Türk sanatçısı arasında olduğu haberini de Simonov'lar vermişlerdi. Daha sonra güvenlik nedeniyle, özel adresine değil, üyesi olduğu yazarlarla ilgili bir kuruma gönderilen ve sağ-salim ulaştığı bilinen bu antoloji asla G.Ener'in eline geçmedi. Kim bilir (!) kimdedir?

8 - Lopatinin Notları - K. Simonov (1976)
Bilinmiyor
Güner Ener Güner Ener Güner Ener Güner Ener
Bu kapağın inanılmaz sayıdaki versiyonu o yıllarda ortalığı kaplamıştı. Ellerine sağlık, akıllarına da.

Güner Ener'in İmgeleri

Yazan : Larissa Jadova
Çeviri: Ataol Behramoğlu

Türkiye yolculuğuna çıkmadan önce, Sovyet yazarlarının Türkiye'de basılan bazı kitaplarına bakmıştım ve bunların biçimleri ilgimi çekmişti. Çoğu kez, bir yabancılık vardı bunlarda; kapak resmini çizen sanatçı, bu kitaplarda anlatılanları, ülkemizi ve insanlarını pek iyi tanımıyordu belli ki. Bununla birlikte, akılda kalan kapaklardı bunlar. Türkiye'de, kapaklarını yine aynı sanatçının yaptığı Sovyet ve Rus Edebiyatı yapıtlarının çok daha fazla sayıda olduğunu gördüm. Şolohov'un "Don Kıyısında Hasat" ve "Uyandırılmış Toprak"ı ve Aytmatov'un bazı kitapları, Gorki, Dostoyevski ve Tolstoy'un kitapları bunlar arasındaydı...Rus ve Sovyet edebiyatından özel bir ilgi ve daha da önemlisi, sevgi ile pek çok kitap yayınlamış olan "Cem" Yayınevi'nin masalarını ve raflarını doldurmuştu bu kitaplar. Ve bu kitapların kapaklarını yapan sanatçıyla, genç bayan ressam Güner Ener'le karşılaştık burada. Onun, yalnızca etkin ve yetenekli bir kapak desinatörü değil her şeyden önce ressam olduğunu öğrendik. Tabloları, büyük bir İstanbul apartmanı'nın çatı katındaki atölyesindeydi. Şöyle dedi bize Güner Ener: "Tablolarımı satmıyorum. Bu, bırakın "sanat değerleri"ni bir yana, çok fazla zaman ve emek ürünü olmalarındandır. Tablolarımın özel mülkiyetin malı olmasını istemiyorum. Zamanla toplumun malı olacaktır onlar." Güner, Türkiye'de günün birinde kendi tablolarının da yer alacağı sanat müzelerinin açılacağına inanıyor. Şimdilik ucuz gravürler ve tablolarının röprodüksiyonlarının satışıyla yetiniyor. Sanatçıyı ilgilendiren temalar da dikkat çekici. Bunlar, onun bir Anadolu köyünde çocukluk ve ilkgençlik yıllarında omuz omuza yaşadığı; çok iyi tanıdığı ve sevdiği erkek ve kadın Türk köylüleridir. Genellikle doğal görünümleriyle çiziyor onları, fakat her imge bir sembol önemi kazanıyor. Acılı, sert, yiğit ve çok anlamlı yüzleriyle "Analar" tablosu böyle örneğin. Haşhaş ırgatlarını gösteren tablo, Güner'in 1973'de İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi'ni bitirişindeki diploma çalışması. Güzel Sanatlar Akademisi tek "Üniversitesi" olmamış Güner'in. Spiker, vitrin düzenleyicisi ve çevirmen olarak da çalışmış... Fakat bu dönemin en önemli uğraşısı olarak, lisedeki resim öğretmenliğini sayıyor. Burada, resimlerini çizmeyi öylesine sevdiği köylülerin de çocuklarına öğretmenlik yapmış çünkü.

Güner'in resimlerinde sık sık, somut bir gerçekcilikle çizilmiş pencere motiflerine rastlanıyor. İşte, geçen bir tren penceresi-kara, boş, ıssız; ve trenin arkasından akıp giden tatlı pembe çicekli cılız ağaçlarla yalnızlığı daha da belirginleşen bir pencere...Halk sanatçısı Hatçe teyzenin becerikli ellerinin alacalı beleceli süslediği, iyi yürekli, "sakin" bir köyevi penceresi...Zaten tablonun adı da "Hatçe Teyze'nin Penceresi"... Bir başka tuvalde, iki dünyayı, hapishaneyi ve hayatı, aydınlığı ve karanlığı ayıran bir hapishane hücresi penceresi. Hücre duvarına şu yazı kazınmış gibi: "Biz öldük, ama kanımız yeni bir hayatın kaynağı olacak." Ve sanki bunu onaylarcasına, bir kiraz dalı çiçekleniyor pencerenin arkasında. Güner'in sevdiği bir Türk halk türküsünün dizelerinde şöyle deniyor: "Dünya bir penceredir - Her gelen baktı geçti"...Ve onun pencereleri, gerçekten de, çağdaş Türkiye yaşamının imgelerinin, bu ülkenin kültürünün en seçkin temsilcilerinin duygu ve yaşantılarının canlandığı bir dünya.

Güner'le çağdaş batı resminden ve bu resmin yeni yönelişlerinden söz etmedik. Onun bu resim ve özellikle hiperrealistler konusundaki düşüncelerini bilmiyorum. Güner Ener'in resimleri, dıştan; anlatım biçimi, eksiksizliği, ve dökümanterliğiyle hiperrealistlere yakın gibi; ama içerik açısından sonsuzca uzak onlardan. Hiperrealistlerin tablolarına özgü yabancısılığın, soğuk fotoğrafsılığın izi bile yok Güner'in resimlerinde . Doğallık ve dökümanter tamlık, onun yapıtlarında bir araç yalnızca; sanatının yüksek gerçekçiliğinin bir işareti. Güner Ener'in yaratıcılığı, Türkiye'nin çağdaş yaşamıyla can cana...Bu yaşamın güçlükleri ve çelişkileri, çatışmaları ve dramları, onu aydınlatan ülküleri ve devrim savaşçılarının daha iyi bir gelecek adına taşıdıkları umutlarla...

Larissa Jadova

9 - Seyrederken Kendimizi - E. Galip Sandalcı (1974)
Bilinmiyor

Güner EnerBu kapak  çok kişi tarafından kopya edildi, ufak tefek değişikliklerle. Ama en firaklısı bir öğretim görevlisi tarafından kullanıldı ve o yılın grafik ödülünü aldı. Küçük bir değişiklikle: Gelinciklerin yerini güller almıştı.

10 - Kanayan - Erdal Öz (1973) -
Sanatçı Kolleksiyonu

Güner Ener

11 - Yaralısın Erdal Öz (1974)  Esat Ayhan'a armağan

Güner Ener

12 - Beyaz Türkü - Bekir Yıldız (1974) - Orijinali Şafak KOBAŞ'a armağan edilmiştir.


Güner Ener

Güner Ener

Güner Ener

Güner Ener

Güner Ener

13 - Bize Bu Yurdu Verenler - Aziz Nesin (1975)  - Bilinmiyor

Güner Ener

14 - Eski Sevgili - Leyla Erbil (1976) - Sanatçı Kolleksiyonu ***

Güner Ener

Güner Ener

Bu kapağı yetiştirmek için Güner Ener 56 saat hiç uyumaksızın çalıştı. Uykusuzluk rekorunu kırmıştı. Klişehaneye teslim edilen kapak acele basıldı. İlk baskıları gören patron telaşlandı ve sansür uyguladı. Burada orijinal durumu ve sansürlü durumu sunulmakta.

15 - Deniz Kurdu - Jack London (1975) - Bilinmiyor

Güner Ener

16 - Karaya Vurdu Deniz - Zeyyat Selimoğlu (1975) - Almanya'da bir kolleksiyonerde

Güner Ener

42 -

1975 İlk Kapak Resimleri Sergisi


Güner Ener

1975’te Taksim Sanat Galerisi’nde ilk kapak resimlerinin sergisini açmıştır. Sergi, açılış gününden başlayarak yoğun ilgiyle karşılandı. Her kesimden vatandaşlar ve yabancılar günboyu sergiyi doldurdular.

Serginin açılış tarihi yalnızca üç gün öncesinden-ki Cuma günüydü- galeriden gönderilen bir hademeyle bildirilmişti. 60 kapağın çerçevelenmesini hiçbir çerçeveci, marangoz üstlenmedi. Yapılacak tek şey kalmıştı: sevgili öğrencisi Muhsin Kut’u aramak. Muhsin hemen “boyutları söyle abla, malzemeyi alırım. Hemen bize gel.” Öyle yaptı.

Cuma akşamı çerçeveler kesildi, cumartesi sabahı da camlar. Sonra Muhsin-Semra Kut çifti ve G. Ener taş zeminli koridorda kesilenleri birleştirme işine koyuldular, kahkahalar arasında. Zaman- zaman dinlenme, çay-kahve, yemek molaları, kahkahalar. Davetiye olanaksızdı en çok okunan gazeteye ilan verilmişti. Reddedilmesi için düzenlenen oyunu bozmak çok keyifliydi. Pazar günü aynı tempo sürdü ve iş bitirilemedi. Pazarı pazartesiye bağlayan gece yorgun sinirleri kahkahaları arttırmıştı. Pazartesi sabahı iş tamamdı. Yatak yüzü görmeyen 3 kişi hala gülüyordu. Camları, çerçeveleri bir taksiye doldurup eve geldiğinde sevgili Sevinç Altan’ı beklerken buldu, kararlaştırdıkları gibi. Paspartular kesilmişti ve Sevinç camları silip hemen yerleştiriyordu. G. Ener biraz dinlenip işe koyuldu. Cuma gününden ısmarlanan kokteyli hatırlattı telefonla ve Sevinç ile galeriye gidip resimleri astılar sonra. Açılış saatinde her şey yolunda görünüyordu. Aptalca oyun bozulmuştu. İlk sergisinde olduğu gibi çoğu resme alıcı çıktı. Ve hiç biri satışa sunulmadı. Bu ara hoş bir şey oldu. Eleştirmen Sezer Tansuğ sergiyi gezdi, bir kapağın önünde takıldı kaldı. Sonra “resim satmadığınızı biliyorum, hiç olmazsa bunun çerçevesini satar mısınız? Boş olarak duvara asıp eşe dosta içini anlatacağım” dedi. “Niye olmasın?” karşılığını aldı. Serginin kapanış günü kapıda göründü ve Muhsin Kut tarafından maliyeti belirlenen – galiba 22 liraydı - çerçeveyi ücretini ödeyip aldı, teşekkür edip gitti. Bu öykü sağda solda anlatılıp durdu.
1991 yılında G. Ener , Hobi sanat Galerisi’ndeki sergisinde bir akşam üstü, seyircinin azalıp dostların bir araya gelip, kahve içip sohbet ettikleri bir sırada bu öyküyü Sezer Tansuğ’a hatırlattı, sonra bilmeyenlere anlattı Sezer “yok yav,öyle miydi?” deyince Emil Galip Sandalcı “Sezer, bu hikaye çok fazla sen kokuyor” diye araya girmiş,ortalığı kahkaha kaplamıştı. O gün orada olan güzel insanların bazıları artık aramızda değil, ne yazık ki. Sezer, Emil, Nuri İyem gibi, Dağlarca gibi, İnci hanım gibi.

Güner Ener

Güner Ener

Emine - Portre - (Haziran 1975) - Sanatçı Kolleksiyonu

Güner Ener

Kitap kapaklarının arasında dayanamayıp resim de üretiyordu bazan

Güner Ener

Kuzguncukta Bahar (1975)  - Doğan Bermek Kolleksiyonu

60x60 cm tuval, yağlıboya - görseli mevcut değil

17 - Masallar Masalı - Nazım Hikmet 1975 - Sıdıka - Ruhi Su Kolleksiyonu

Güner Ener Güner Ener Güner Ener

43 -

Genco Erkal'ın 1974-1975 yılında yazıp "Kerem Gibi" adıyla sahneye koyduğu ilk Nazım Hikmet oyununa bazı sanatçılar - Orhan Taylan, Balaban, Gündüz Gölönü, İbrahim Niyazioğlu, Güner Ener, Gültekin Çizgen - yapıtlarıyla katılmışlardır...

Hemen hemen boş olan sahnede, Ferit Erkal'ın dialarını çektiği bu yapıtlar arka duvara dev boyutta projekte edilmişlerdir birer birer. G.Ener Genco'nun 'Masallar Masalı' şiiri için özel bir şey üretilmesi isteğine evet deyip kolları sıvamıştır. Çok önceki yıllarda, desen-anime ve kesilip oyulmuş figürlerin kıpırdaması, yer değiştirmesi, yani bir tür karagöz tekniği ile haşır neşir olduğu için, hiç duraklamadan işe koyulmuş, günleri uykusuz gecelere ekleyerek işi yetiştirmiş, Genco'ya teslim etmiştir. Ayrıca, "Analar" kompozisyonu "Kadınlar, kadınlarımız" ve "Hücre: Dışarda Bahar" kompozisyonları "Ben İçeri Düştüğümden Beri" başlıklı bölümlerdeki şiirlere eşlik etmiştir.

Oyunun 1983 ve 1994'de "Merhaba" adlı versiyonlarında ise yalnızca N. Hikmet değil, Aziz Nesin, Haldun Taner, Berthold Brecht'de yer almış ve kullanılan görüntüler yalnızca G.Ener'in "Analar" ve "Hücre" kompozisyonlarıyla sınırlandırılmıştır.

Masallar Masalı Kompozisyonu 1975 yazında "Bu Dünyadan Nazım Geçti - Va-Nu" adlı kitabın kapağı olarak basıldı. 1978 yılında da "Güzel Günler Göreceğiz" adlı ve Nazım Hikmet'in şiirlerini içeren kitapta tam sayfa olarak yeraldı.

18 - A - Çarmıhtaki Yeni Mehmet 1960

Çok eski yıllardaki kapak denemelerinden:


Güner Ener

18 - B -  Bayburtlu Celali  (1961) Sanatçı Kolleksiyonu

Güner Ener

Çok eski yıllardaki ilk kapak denemelerinden

18 C - Kafkas Tebeşir Dairesi -Bertold Brecht (1963)

Güner Ener

Güner Ener

"Güner Ener

Yine o yıllardan bir üretim.
İlk kez kullanılan bu antik ikiz figürleri
sonradan yaygınlık kazandı.
Oyun Dergisi
Kapak 1962
"Sansür" sayısı kapağı 1979

Güner Ener

19 - Şato - F.Kafka (1972) Sanatçı Kolleksiyonu

Güner Ener

Cem Yayınevi'nde yayınlanan ilk kapağı. Üç farklı öneriden biri seçildi. Bu ilk ve son "Birden fazla öneri" idi. Daha sonraları, doğrudan film ve klişe atölyesine götürmesi de doğal bir uygulamaya dönüşmüştü.

20 - Matriona'nın Evi - Soljenitsin (1973) - Bilinmiyor

Güner Ener

21 - Dava - F.Kafka (1974) - Bilinmiyor

Güner Ener

O yıllarda idam hükümlerinde keyifle kalem kıran bir yargıcın gazetelerde yayınlanan fotoğrafı dekupe edilip çini mürekkeple kapatılmış olsa da çoğunlukla teşhis ediliyordu. Aynı tavırla çizilmiş başka kapakları da vardı ressamın. Bekir Yıldız'ın "Beyaz Türkü", Leyla Erbil'in "Eski Sevgili", Kazancakis'in "Allahın Garibi" adlı kitaplarının kapakları gibi. Aziz Nesin takılıyordu: "Kitap kapağından içeri giren ilk ressam olacaksın!"

22 - Açlık - Knut Hamsun (1974) - Sanatçı Kolleksiyonu

Güner Ener

23 - Nils Holgersson'un Serüvenleri - Selma Lagerlöf (1974)

Güner Ener

G.Ener 80'li yılların sonuna doğru İsveç'deki ünlü şatoları bir grupla gezerken, Nils Holgersson'un şatosunda çok keyiflenmişti. Dostlarına buradan Holgersson kartları postalamıştı.

24 - Havana'daki Adamımız - Graham Greene (1974) Bilinmiyor

Güner Ener

25 - Klim Samgin'in Hayatı - M.Gorki (1975)  Sanatçı Kolleksiyonu

Güner Ener

26 - Alyoşka'nın Yüreği - Şolohov (1976) Nur-Ulaş Akarsu Kolleksiyonu

Güner Ener

27 - Aile Mutluluğu - L.Tolstoy (1977)
Ali Uğur Kolleksiyonu

Güner Ener

Deniz Kıyısında Koşan Ala Köpek - Cengiz Aytmatov (1977)  Sanatçı Kolleksiyonu

Güner Ener28

Güner Ener29 Güner Ener30 Güner Ener31
11x15 cm Maket mukavvası, guaş Sağdaki üç kapağın orijinallerinin sahipleri bilinmiyor.

44 -

 Küçük çatı katının konuklarından biri de Cengiz Aytmatov'du. İlk karşılaştıkları günden başlayarak bir dostluk kurulmuştu. İstanbul'a birkaç kez geldi ve her gelişinde G.Ener'e harika armağanlar getirdi, evini ziyaret etti, yeni çalışmalarını izledi. Gurupla İstanbul'u dolaştılar, alışveriş yaparken danışmanı G.Ener'di. En keyifli yerlerde yemek yediler. Sinematek'de Yılmaz Güney'in "Arkadaş" filmini izlediler.

Uzun yıllar sonra, 90'lı yıllarda İstanbul'da verdiği bir konferansta karşılaşıp kucaklaştılar. Bu son görüşüydü Güner'in çok sevdiği dostunu.

Ve başkaları

İstanbul'u komşu kapısı yapmış olan şair Necati Zekeriya da G.Ener'in yakın dostu ve evinin ziyaretçilerindendi. Her gelişinde değişmez sevgilisi Ferihan'ı da yanında taşırdı.

 

G.Ener'in öyküleri, resimleri, kendisi ile yapılan söyleşiler Yugoslavya'daki Türkçe gazetelerde, dergilerde sık sık yer alıyordu, 70'li yıllarda.

 

Necati bey bir ziyaretinde yalnızca Ferihan'ı değil İstanbul'da davetli olarak bulunan şair Vasko Popa ve eşi Haşa'yı da getirdi G.Ener'in atölye-evine. Öyle çok anlatıp durmuştu ki Ener'i sonunda dayanamamış, "Biz de görelim" demişti Popa çifti.

 

Bu iki yeni seyirci de çok etkilenmişti gördüklerinden, konuştuklarından. Haşa Popa ağlıyordu kahvesini içerken bile. Ayrılırken G.Ener'i öpmüştü, gözünde yaşlar ve yüzünde anlatılamaz bir saygıyla, - G.Ener'den daha ilerdeydi yaşı - yalnızca yanaklarını değil, sokak kapısının dış yüzüne tespit edilmiş Güner Ener adını da.

 

Güner Ener

Güner Ener

 

Güner Ener

Güner Ener


45-

Bu zinciri 1972'de Fransa-Paris TV-3 gurubu başlatmıştı. Diyalog ve çekim ilerledikçe rejisör Nadine Liber Puessesau ısrarla G.Ener'i Paris'e, evine davet ediyor, altı aylık burs vereceğini yineliyordu. Ayrılırken "Mutlaka gelin, sizi dünya tanımalı, siz de kendinizi daha ileri çizgiye çekmelisiniz." diyordu. Çekimin montajını Paris'te bitirdikten sonra, altı ayrı ülkenin ünlü şehirlerinde çekilen ve her profile birkaç dakika verebildikleri diziden G.Ener'in saatler boyunca uğraşıp çektikleri profilini ayırıp, yarım saatlik bağımsız bir filme dönüştürmüşlerdi. Yayına konmadan önce, eski dostları Abidin Dino'yu stüdyoya davet edip, filmi ilk kez ona göstermişlerdi. Dino seyrederken heyecanlanmıştı. "Bana gençliğimi hatırlattı. Bu sanatçı ışık gibi bir şey." demişti. Daha sonraki günlerde Paris'e giden ortak dostları aracılığıyla G.Ener'e üç tane özgün baskı resmini - Çiçekler - ve kendine ait olan tuval taşıma aracını armağan olarak göndermişti.

 


VE JOHN BERGER:

Güner Ener

Güner Ener

Güner Ener




Güner Ener

Güner Ener

Güner Ener




G.Ener'in yabancı yazarlarla dostluğu kapaklarla sınırlı değildir. Örneğin 1977'de bir konferans vermek üzere İstanbul'a davet edilen John Berger'la dostlukları bu konferans sırasında başlamıştır. Çoğaltmayı yani röprodüksiyonları gereksiz bulduğunu söyleyen Berger'a ilk sıralarda oturan G.Ener söz isteyip itiraz etmişti, iç savaş sırasında İspanya'da uçaklarla serpilen Picasso'nun Guernica'sının işlevinin görmezden gelinemeyeceğini söyleyerek. Berger biraz hık mık ettikten sonra "haklısınız" demek zorunda kalmıştı. Bunun üzerine Güner Ener yavaş bir sesle Türkçe olarak "şimdi gol desem yeridir" deyince salonda kahkaha kopmuştu. Çevirmen Murat Belge golü çevirme gereğini duymamıştı. Konferans bitiminde de kürsünün yanına giderek John Berger'a "Haşhaşlar", "Analar", "Gündöndüler" adlı tablolarının röprodüksiyonlarını hediye etmişti, "Alçakgönüllü bir armağan" diyerek. Berger elindekilere uzun süre bakakalmıştı. Konferans sonundaki kalabalık kokteylde Berger Güner Ener'in yanına gelerek sorular sormaya başlamış, konuşma uzayınca G.Ener kendini salonda bir köşeye sıkıştırılmış, soru yağmuru altında bulmuştu. Bir ara yanlarına gelen Orhan Taylan "Ne bu yav? Adam seni muhasaraya aldı düpedüz." demiş, herkes bir kez daha gülmüştü. Kokteyl sonuna kadar da bu heyecanlı diyalog sürmüştü. İşte birbirlerini bütün görmüş-görecekleri bu kadardı. Ama dostlukları hala sürmekte. Uzun yıllar bitip tükenmeyen upuzun mektuplar, telefon konuşmaları, her yeni çıkan kitaptan -hatta Türkçe olanlarından da- birer örneğin çok heyecanlı ithaflarla gönderilmesi sürdü gitti, sürecek de.

32 - Bereketli Topraklar Üzerinde - Orhan Kemal (1976)
Bilinmiyor

Cem yayınevinde dört baskıdan sonra 1989'da Can Yayınlarına devredilmiş, 1990, 1996'daki baskısında aynı kapak kullanılmıştır.


Güner Ener

33 - Bereketli Topraklar Üzerinde - Orhan Kemal (1996)

Güner Ener

34 - Murtaza - Orhan Kemal (1996) - Can yayınları Kolleksiyonu

Güner Ener

35 - Yılkı Atı - Abbas Sayar (1977) - Deniz Gürer Kolleksiyonu

Güner Ener

36 - Böyle Buyurdu Zerdüşt - Nietzsche (1977) - Bilinmiyor

Güner Ener

37 - Haçça Büyüdü Hatiş Oldu - Yusuf Ziya Bahadınlı (1978) - Mehmet Ali Cimcoz kolleksiyonu

Güner Ener

 

Güner Ener

VE BİRKAÇ KAPAK DAHA  (Toplam 150'den fazla kapak üretmiştir.)




 
 38  39  40  




 
 41  42  43  
Güner Ener Güner Ener Güner Ener Güner Ener
 44  45  46  47


48 - Güzel Günler Göreceğiz - Nazım Hikmet (1978)  - Yılmaz Büyükerşen Kolleksiyonu

Güner EnerCem yayınevi Çocuk kitapları (Arkadaş K) yöneticisi Erdal Öz'ün ricası üzerine uzun süre emek verdiği 1 kapak, 18 tane siyah beyaz vinyet ve 6 tane tam-sayfa renkli illüstrasyonla - ki bunlar için çok kişi "çağdaş minyatür" dediler - dikkat çeken bir kitap oluşturuldu. Ve bu kitap G.Ener'in batı sanat dünyasına ilk adımını atmasına aracı oldu.

Kitabın içindeki altı tane renkli illüstrasyon: 11x14 cm Maket Mukavvası, Guaş
Güner Ener Güner Ener
1- Kambur Kerim'in Hikayesi - Joy Rolston Kolleksiyonu Viyana 2-Bir Kız Vardı Japonya'da - Joy Rolston Kolleksiyonu Viyana
Güner Ener Güner Ener
3-Ceviz Ağacı ile Topal Yunus'un Hikayesi - Bibiana Müzesi Bratislava - Slovakya 4-SalkımSöğüt - Prof.Aydın Ayan Kolleksiyonu
Güner Ener Güner Ener
5-Masallar Masalı - Sıdıka, Ruhi Su Kolleksiyonu 6-Salatalık - Bilinmiyor

46 -

1974'deki ilk sergisine defalarca gelen ve hep sürecek bir dostluğu başlatan Çekoslovak Konsolosu Sir Vaclav Hlavaç ve eşi Vera Hlavaç'ın önerisiyle BIB - Bratislava Uluslararası Bienali'ne davet edildi. Daha önceleri Hikmet Şimşek ve Aydın Gün de devlet davetlisi olarak aynı yolu izlemişlerdi.

İlk kez 1979'da katıldığı bu bienale ilk davet edilen Türk sanatçısı olan G.Ener Bratislava Kültür Sarayı'nın üstünde iki ay boyunca sallanan bayraklar arasında Türk bayrağını çektiren ilk kişidir. Kendisine biri sanat tarihçisi, biri Türkolog iki mihmandar verilen tek devlet konuğudur. -Çeşitli ülkelerden ortalama 50 devlet konuğu vardır Bienal'de, yazar, ressam, konuşmacı olarak - * Dr.Xenia Celnarova mihmandarlarından biridir ve dalgalanan bayrağı gösterince G.Ener'in gözleri dolmuştur. İlk gün başlayan dostlukları yaşam boyu sürecektir Celnarova'yla.

Güner Ener

Güner Ener

Karpatlar'ın tepesinde bir restoran-1983
Adı Koliba yani Kulübe, bıraktığımız izlerden.
Dr.Xenia Celnarova'nın Güner Ener'in 1979'da BİB'e ilk katılışı ile ilgili yazısı Bratislava "Dünya Sanatından Örnekler" Dergisi

 


Güner Ener

Güner Ener

Güner Ener

 

Güner Ener

Güner Ener Güner Ener

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


1979’da ressam olarak katıldığı Bratislava Uluslararası Biennali’ne, ilk ve son kez bir çocuk kitabı resimlediği için, daha sonraki yıllarda Sempozyum’da konuşmacı olarak davet edildi ve 1999 yılına kadar her iki yılda bir sempozyuma çağrıldı ve bildirilerini sundu. Bildirileri ilgiyle karşılandı, bazıları ayakta alkışlandı, 1997'de yaptığı konuşma ise salonu ölüm sessizliğine gömdü, sonradan yer yer alkışlar yükseldi. 1999’da ise BİB’de jüri üyesi olarak yer aldı, sempozyumun yanısıra. 1999’dan sonra sağlık engellemesiyle, katılamamasına karşın sürekli davetiye gönderildi. 2009’da ise BİB Başkanı Dr. Dusan Roll üç kez telefonla arayarak gelmesini rica etti ve davetiyesi gönderildi. Tam otuzuncu yılı olacaktı BİB dünyası içinde. Birkaç ay düş kurabilmek de güzeldi. Ağustos 2009’da ise durum kesinleşmişti: gidemeyecekti. Zarar yok, dedi, 20 yıllık inanılmaz anılarım var, çok az kula nasip olan. Bu da bir şeydi.

 

1990’ların başından beri ‘devlet konuğu’ sayısı 5-6 kişiye inmişti. G. Ener ’99 a kadar hep bu grubun içindeydi. 2009’daki davetiye de aynı konumu koruyordu.

Not: Bienal sözcüğünün anlamı: İki yılda bir tekrarlanan etkinlik. Dilimde tüy bitse de yinelemekten vazgeçmeyeceğim.
                                    G.Ener


49 - Kaerlighed pi Flugt - Kaçarken Aşk - Adil Erdem (1993) Danimarka 

Güner Ener

50 - Hjemlands Hjörner - Ana Yurdun Köşeleri - Erik Stinus (1996) - Sıdıka/Ruhi Su Kolleksiyonu

Güner Ener1995’te Ruhi Su’nun ‘Aman Of’ başlığını taşıyan CD'sinin G. Ener imzalı kapak kompozisyonunu çok beğenen Erik Stinus’un isteğiyle, 1996’da yayınlanan “Ana Yurdun Köşeleri” adlı şiir kitabının kapağına da aynı kompozisyon uygulandı. Kitabın iç tanıtım sayfasında kapak “Güner Ener tarafından çizilen minyatür” olarak nitelendiriliyordu. Danimarka’da yayınlanan “Arbejderen” gazetesinde Erik Stinus ve yapıtından övgüyle söz eden bir yazıda da son kitabı “Anayurdun Köşeleri” nde,  yaşamı boyunca şiirlerinin  çoğunda tohum ve ekmeği temel, neredeyse kutsal bir yere oturtan şaire yakışan ve adı “Hasat” olan çok güzel bir tablo"dan söz edilmekte ve "ki kapaktaki bu pastel minyatür Güner Ener tarafından yapılmıştır” diyerek sürmektedir.

51 - Oğulları Öldürülen Analar - Kemal Özer (1995)

Yıllarca önce şiirini yazdığı bu tabloyu şair kitabının kapağına da taşımıştır.
Sayıları 150 civarında olan kapak orijinallerinin yalnızca 10-15 tanesi G. Ener koleksiyonundadır. Diğerleri yurt içi ve yurt dışı koleksiyonlarda yer almakta, bazılarının sahipleri bilinmemektedir.

Güner Ener

Güner Ener

47 -

1978 yılında küçük ablası Suna Ener Solakoğlu ilk bağımsız sergisini açtı. Aile için büyük olaylardan biriydi, elbette Ankara'ya gitti, açılışa katıldı. Çoşkuyla yapılmış resimler  büyük beğeniyle karşılandı. Büyük ablası küçüğü gibi kollarını 1975 yılında sıvamış küçük, güzel resimler üretmekteydi. Ama henüz bağımsız bir sergiyi göze alamıyordu. Bu açılışta üç kardeş mutlu ve kıvançlıydılar. Belkıs Ener 1942-45, Suna Ener 1945-50 yıllarında Güzel Sanatlar Akademisi'nde eğitim görmüşler, sonra çoluk çocuğa karışıp resmi bir kenara koymuşlardı. Küçük kardeşlerinin 1974'deki olay niteliğini taşıyan sergisi tetikleyici olmuştu ablaları için.

Güner EnerGüner Ener

 

 

 

 

 

 

 

 

 


Karda Kiraz Ağaçları -  Otomobil penceresi :  (1978-1979)  - Teoman Baykal Kolleksiyonu

Güner Ener

Güner Ener Güner Ener

Kapağı aza indirip tual çalışmasına başladığı dönemin ilk yapıtıdır. Hemen arkasından gelen sürede birbirini izleyen iki –biri ölümcül, biri sakatlayan- hastalığa direnmekten başka uğraşı olmadı. Bu uğraş 1981 yılı sonuna dek sürdü.

Güner Ener